Güncellemek için aşağı sürükleyin

Sinema 19 Tem

Bertolt Brecht’in Epik Tiyatro Bağlamında Lars Von Trier Yönetmenliğindeki “Dogville” Filmi İncelemesi

Lars Von Trier yönetmenliğindeki “Dogville” filmi Bertolt Brecht’in epik tiyatro anlayışından beslenen, yabancılaştırma unsurlarını barındıran bir filmdir. Yabancılaştırma tekniği girişte anlatıcının (3. kişi) “Bu Dogville kasabasının hazin öyküsüdür.” cümlesi ile başlıyor. Film anti ilüzyonisttir. Üçüncü kişi tarafından anlatılan hikâye, izleyici ile sınırları filmin en başında çizer ve izlenenin bir kurgu olduğunu filmin başından sonuna kadar hissettirir. Anlatıcı her bölüm (episode) öncesinde bilgi verir ve böylelikle izleyicinin merak duygusunu gidererek tansiyonunu düşürür. Filmdeki en belirgin yabancılaştırma efekti, her bir mekânın siyah bir sahne üzerine tebeşirlerle çizilip, sınırlandırılmış olmasıdır. Dogville kasabası, bir sahne üzerine çizimlerle sığdırılmıştır. Tebeşirlerle çizilmiş evlerin görünmeyen kapılarının görünmeyen kolları çevirilerek içeri girilir ve eş zamanlı olarak kapı sesi efekti verilir. Öte yandan, sahne dekoru oldukça azdır ve 150 metrekare gibi bir alan üzerine kurulmuştur. Yapay bir dünya yaratılmıştır. Alışılmışın dışındadır.
Karl Marx'a göre burjuva temelli endüstri toplumunda insan makineleşmiş ve kendine, özüne ve emeğine yabancılaşmıştır, çünkü üretim araçlarını kontrol edememektedir. Karl Marx'ın kendine yabancılaşan birey olarak tanımladığı proletarya, Brecht’in epik tiyatro aracılığıyla yabancılaştırmasıyla tekrar kendine, özüne ve emeğine dönecektir. Bu sahneleme tekniği, o döneme kadar ulaşan Antik Tiyatro anlayışından oldukça farklıdır. Seyirci ilk yabancılaşmayı bu sahne ile hisseder, çünkü sahneleme teknikleri alışılagelmişin dışındadır.

”Dogville” filmindeki yabancılaştırma teknikleri şunlardır:

1) “Dogville” filminde yabancılaştırma tekniği olarak, omuz kamerası kullanılmıştır. Kameranın sürekli olarak sallanışı, olaya odaklanacağı anda aniden başka yöne dönmesi de bir yabancılaştırma öğesidir. Klasik sinemanın geleneksel kamera çekiminden oldukça farklıdır. İzleyici, koltuğuna yerleşip oyuncunun ruh haline odaklanacağı sırada kamera hareketleri seyircinin oyuncu ile arasındaki mesafeyi korur, bu sayede seyirci kendini oyuncu ile özdeşleştirmez. Kamera oyuncunun yüzüne çok uzun süre odaklanmaz. Hızlı geliş ve gidişlerle izleyiciyi uzaklaştırır. İzleyici de bu sayede sahnede oynananın ya da izlenenin bir oyun ya da film olduğunun bilincinde olur, olaylara kendini kaptırmaz.

2) Sahne dekorları oldukça azdır, evler tebeşirle çizilmiş ve isimler tebeşirlerle yazılmıştır. (Örneğin “Tom’un evi” gibi) Bu sayede bir sahne sırasında diğer oyuncuların da neler ile ilgilendiğini görebiliyoruz. Örneğin; Grace tecavüze uğradığı sırada kasaba halkının hayatlarına devam etmesi de eş zamanlı olarak sahneye yansıyordu. Bu sayede Brecht, seyirciyi kültürel ikiyüzlülük konusunda sorgulamaya sevkediyordu. Bir kadının tecavüze uğrarken, diğer taraftan insanların buna ses çıkarmaması, dört duvar arasında olan dört duvar arasında kalır düşüncesi kültürel ikiyüzlülük olarak adlandırılabilir. Seyirci bu yabancılaştırma tekniği sayesinde, gerçek yaşamda çevresinde vuku bulan olayların aslında farkında olduğunu fakat görmezden geldiğini eleştirecek konuma gelebilir. Toplumun ahlaki yapısı sorgulatılır. İnsanın özünde nasıl bir canlı olduğu, koşullar değiştikçe insanın da değişebileceği gösterilir. Ahlaklı insanlar koşullara göre ahlaksızlaşabilir.

3) Filmin bölüm yazılarıyla, pankartlarla ifade edilmesi yabancılaştırma örneklerindendir. Yazı ve pankartlarla yapılan geçişler, Brecht’in episodik anlatım tekniğine de bir örnektir. Anlatıcı, seyircinin sorgulama yeteneğini kaybetmemesi ve heyecana kapılmaması ya da seyircinin tansiyonunu düşürmek için baştan bölüm bilgisi verir. Bu sayede seyirci olayın neden ve nasıl olduğuna odaklanır. Böylece seyirci izlediği filmi, bilincini kaybetmeden izler ve olaylar karşısında düşünme mekanizmasını aktif tutar.

4) Oyuncular, epik tiyatro unsurları ile bağlantılı olarak ruhsuz davranırlar. Örneğin; baş karakter Grace, oyun boyunca ruhsuz davranır. Alternatif yollar olmasına rağmen ilk tecavüze dur dememesi, bunu göz ardı etmesi, onların hayvani dürtüleriyle hareket ettiklerini düşünüp kibirli davranması ve bunun üzerine Tom’un da ona tecavüz etmesi aslında bizleri ağlayana gülen bir kitle haline getirebilir. Grace’e sempati duymuyoruz ki bu da epik tiyatroda olağandır. Grace’e üzüntü veren durumlar sahne tekniği ve kamera açısı ile aynı sahnede gösteriliyor.
Oyuncular, epik tiyatro unsurları ile bağlantılı olarak ruhsuz davranırlar. Örneğin; baş karakter Grace, oyun boyunca ruhsuz davranır. Alternatif yollar olmasına rağmen ilk tecavüze dur dememesi, bunu göz ardı etmesi, kasaba halkının hayvani dürtüleriyle hareket ettiğini düşünüp kibirli davranması ve bunun üzerine Tom’un da ona tecavüz etmesi seyirciyi ağlayana gülen bir kitle haline getirebilir. Seyircinin Grace’e sempati duymaması aslında epik tiyatroda istenen bir durumdur. Seyirciyi olaya ve oyunculara yabancılaştırarak olaylar ve kişiler üzerine düşünmeye sevkeder. Aynı şekilde, Grace’e üzüntü veren durumlar sahne tekniği ve kamera açısı ile aynı sahnede gösteriliyor ve seyircinin muhakeme etmesine olanak sağlıyor.

5) En önemli yabancılaştırma tekniği olan zamansal ve mekansal mesafe filmde yansıtılmıştır. Zamansal ve mekansal mesafe tekniği ile seyirci olay dışında tutulur ve seyircinin olaylar üzerine nesnel düşünmesi amaçlanır. Avrupalı bir yönetmen olan Lars Von Trier, filmi Amerika'nın 1930'lu yıllardaki buhran döneminde ele almıştır. Zamansal ve mekansal mesafe tekniğini kullanarak kendi içinde bulunduğu zamandan ve coğrafyadan uzak tutmuştur, fakat öte yandan evrensel bir konuyu ele aldığı için de seyirciyi olaylar karşısında aktif / eleştirel bir halde tutar. Seyirci çıkarımlarda bulunabilir. Filmin sorgulattığı bir diğer konu da, Batı Hristiyanlık anlayışı olan “ahlaklı insan” anlayışına eleştiri getiriyor. İnsanın özünde iyi mi yoksa kötü mü olduğu sorgulatılıyor. Yönetmen insanın özünde iyi olmadığını, maskeler takarak bunu kapattığını ancak koşullar değiştikçe ve kişilerin zaafları ortaya çıktıkça nasıl dönüşebileceğini seyirciye gözlemletiyor. Hristiyanlık açısından bakıldığında, filmde hristiyanlığın elçisi olan İsa peygamber ve Grace benzetmesi var. İnanışa göre, İsa peygamber dünya üzerinde erdemli davranışlar sergileyip temiz kalan insanları yanına alacaktır. Filmde tek temiz kalan köpektir, çünkü doğasına uygun davranır. (Bir köpeğin havlaması doğaldır, doğası gereğidir) Öte yandan, Dogville kasabasının halkı, koşullar değiştikçe erdemli olmayı bırakmış ve hatta ahlaksızlaşmıştır. Her toplumun tıpkı insanlar gibi dışa yansıyan iki yönü vardır: Aydınlık ve karanlık. Bu açıdan bakıldığında film, her koşulda ahlaklı olmak mümkün mü? sorusu üzerine düşündürmeye sevkediyor. Her bireyin sınırlarını aşma eşiğinin Farklı olabileceğine vurgu yapıyor. Öte yandan, Freud, Schopenhauer gibi bilim insanlarının da ifade ettiği gibi, insanın hayvani bir yönünün olduğunu ve ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını epik tiyatro sahneleme teknikleri aracılığıyla gözlemliyoruz.

Kısacası, Brecht’in Epik Tiyatro anlayışına göre, o güne kadar varolmuş duygulara yönelik Antik Yunan tiyatro anlayışı bir kenara bırakılmalı, akıl çağına uygun, düşünmeye sevk eden, izleyici kitlenin enerjisini tüketmeyen, kapitalizme hizmet etmeyen, Marksist bir tiyatro olmalıdır. “Dogville” filminde, Avrupalı yönetmen izlenenin gerçek olmadığını seyirciye yabancılaştırma teknikleri ile tekrar tekrar hatırlatarak bu döngüyü kırmayı, tansiyonu düşürmeyi amaçlar ve seyircinin heyecan ve merak duygularından uzaklaşmasını sağlar. İzleyicinin, Aristoteles’in tiyatro anlayışıyla özdeşleşen Katharsis’i (duygularından arınma) yaşayıp enerjisini tüketenlerden değil; gören, düşünen, sorgulayan, yargı veren, biriken enerji ile yaşamına iyi yön verenlerden olmasını amaçlar. Yabancılaştırmanın en temel amacı olan gözlemci ve yargı veren seyirci yaratma ilkeleri, filmin yönetmeni Lars Von Trier tarafından kullanılan bu yabancılaştırma teknikleri ile ortaya koyulmuştur.

3 Puan

Benzer gönderiler

Sinema 30 Tem
1 Puan
Sinema 26 May

0 Puan